Günlerden Pazar... Eski sevgilimden bir mesaj geliyor “Nasılsın?” diye. Her normal insan gibi, başlıyorum nasıl olduğumu anlatmaya. Hatta o dönem biraz keyifsizim.

Her zaman kendini Peter Pan, dünyayı da wonderland gibi gören ben, o günlerde Peter Pan olamıyorum, uçamıyorum. Sanki kanatlarım kırık. Çabalıyorum ama dipsiz bir kuyuda gibiyim. Bir sıçrayış, iki sıçrayış, … Hayır, olmuyor…

Diyorum ki; “Ya, bu aralar Peter Pan olamıyorum”.

Zannediyorum ki karşımdaki kişi beni, ruhumu anlamış. Ben bunu söyleyeceğim ve O da hemen ne demek istediğimi anlayacak. E sonuçta o kadar zamanı birlikte geçirdik, beni tanıyordur artık değil mi?

Tabi ki de yanılmışım.

Konuşma şöyle devam ediyor.

Eski Sevgili: “Peter Pan?”

İç sesim: “Hönk???? “

Ben: (iç sesim: Şey,) hani sana bahsetmiştim ya. (iç sesim: Hani ben,) Peter Pan, ….

Bu noktada içimde bir şeyler kırılıyor. Duvara çarpmış gibi hissediyorum kendimi.

Tabi ki bu kadarla bitmiyor. Karşımdaki dozajı arttırıyor.

Eski Sevgili: Güzelim galiba başkasına anlattın. Ben bilmiyorum.

İşte o anda içimden bin bir türlü duygu yükseliyor. Öfke, kızgınlık, hayal kırıklığı, şaşkınlık. Duygu dünyam panayır yeri gibi adeta. Ooo, nefret de burdaymış. Buyrun, buyrun, hoşgeldiniz, hatta ben kalkayım siz oturun…

Bastırmaya uğraşıyorum duygularımı önce. Sonra nefes almayı hatırlıyorum. Derin derin nefesler alıyorum. Ama yok, olmuyor. Düşünüyorum…”Ne oluyor da bu kadar tepki veriyorum?” diye. Hımm, ordan ego başını çıkarıyor. Aha, şimdi anlaşıldı diyorum kendi kendime. Ama bu kadarı yetmez ki bu kadar kızmaya. Bakıyorum başka neler oldu diye. “Beni dinlememiş. O zaman bana değer vermiyor.” Bu ve bunun versiyonu olan binlerce düşünce akın ediyor beynime. En azından neden bu kadar kızdığımı anlıyorum o zaman. Tamam. E tabi anlamak dönüşüm için yetmez. Hala çok kızgınım. Yazıyorum çıt, çıt, çıt. Ellerim düşüncelerimin hızına yetişmeye çalışıyor.

Ben: sana anlattım, başkasına değil!!!

Eski sevgilim iyi gününde olacak ki alttan alıyor beni. Üstüme gelmiyor. Konu bir şekilde değişiyor. Bana akıl veriyor, tavsiyelerde bulunuyor. Ve tavsiyeleri şöyle noktalanıyor.

Eski sevgili: “… o kadar güzel yazılar yazıyorsun yogayla ilgili, yoga yapsana biraz…”

Hah! İşte o an şu kıymetli atasözü geliyor aklıma; “Ölür müsün, öldürür müsün?”

Saçımı başımı yolasım geliyor. Kafamın içinde sadece bir cümle dönüp duruyor.

” Yoga yap dedi bana ya! Yoga yap dedi bana ya! Yoga yap dedi bana ya! Yoga yap dedi bana ya! Sanki beynime bir tür virüs bulaşmış gibiyim.

Çok ama çok kızıyorum. Kızgınlığım kendime mi, ona mı artık ayırt edemiyorum.

“Altı üstü nasıl olduğumu anlattım. Bunu da yogaya bağladın ya, pes!” diyorum.

Bir yandan da biliyorum ki o dönem biraz daha yoga yapsam iyi gelirdi.

“Ama basit bir nasılsın sorusuna nasıl olduğumu anlattım diye hemen de bana yoga yapsana demen mi gerekirdi. “diyorum içimden. “İki şefkat gösterseydin. Bir sorsaydın. Neyin var, hayırdır ne oldu diye. Ben de insanım ama …” diye içimden çığlıklar yükseliyor…

Artık bu noktada hakikaten yoga vakti geldi diyorum. Çünkü ne karşımdakini kırmak ne de daha fazla sinirlenmek istiyorum. Hemen kendi de yoga öğretmeni olan ve her zaman en maskesiz halimizle kendimizi sorguladığımız, aklına ve zekâsına da sonsuz güvendiğim bir dostumu arıyorum. Başından sonuna anlatıyorum olanları. En kirli intikam planlarım ve yazmak istediğim tüm had bildirici mesajlar dâhil.

Arkadaşımdan bütün öfkemi bir anda silen bir cümle geliyor. “Rana, bu sen değilsin.

Hoppa. Oldu mu ama şimdi? E ama ben şimdi kızacaktım. Nefret falan ediyordum. Ne yaptın sen bana. Bir insan bir insanı bir cümleyle özüne döndürür mü? Oluyormuş… Ve oldu.  

O cümle beynime çakıldı adeta. Çivi gibi. “Bu sen değilsin.

“Tamam, arkadaşım” diyorum. “Çok teşekkür ederim.” Hani gevşedim ya, sonra işte kızlar arasında geleneksel olan bir milyon sevgi sözcüğünün ve muck muck’ lu ifadenin ardından telefonu kapıyorum. Derin bir nefes alıyorum. Başlıyorum yazmaya. Bu sefer çok sakinim.

Ben: anladım canım. O zaman ben şimdi yoga yapayım biraz. Hatta bu süreçteki deneyimlerimi de yazayım. Umarım onları da okur ve beğenirsin. Kendine iyi bak. Sevgiler

Mesajı yazar yazmaz ekrana onun mesajları düşüyor.

Eski sevgili: Akşama napıyorsun. …Bar’a gidelim mi beraber?

Ben: “Hönk ???”

Aha diyorum aynı anda yazdık. Bir mesaj daha geliyor.

Eski sevgili: “Anlamadım ne oldu.”

Artık konuşmaya gerek yok diyorum. Ve bütün olay şimdi netleşiyor. Benim eski sevgilinin tek derdi akşama bara beraber gitmekmiş. O sebepten nasıl olduğumla ilgilenmiyor, beni yogaya iteliyormuş. Hafif bir tebessüm ediyorum. Ve tüm yaşamlarımdan bu kişiyi bana verdiği hayat dersi için teşekkür ederek sonsuza kadar uzaklaştırıyorum.

Sonra ne mi oluyor?

Yoga yapıyorum.

Ve sigarayı bırakıyorum !!!

Yeniden Peter Pan olup uçuyorum.

Ve o adama her gün bana verdiği bu hediye için teşekkür ediyorum.

Namaste!

 

Kaynak: Görseller Pixabay

SİTEDE ARA

Go to top