Zamanın içinde, zamandan öte bir zaman var artık. Hayatın içinde, hayattan bağımsız bir “hayata yetişme” çabası.

“Tüm bu çabanın içinde yani kendimizi, içsel yolculuğumuzu görmezden geldiğimiz hatta unuttuğumuz bir maratonun içinde kaybolmuş olabilir miyiz?” sorusu düştü aklıma. “Dışarıda bir yerde, bir şeye doğru koşarken; kendimize ne kadar uzaktayız, nerede kaldık en son?” diye düşündüm.

Evet, aslında bir başlıktan çok, bir hikaye belki bu. Hepimizin kendi içinde, farkında olmadan başlattığı ve yine kendi içinde; nerede, nasıl biteceği belli olmayan bir döngünün adı.

Ta ki biz, “farkına varıncaya” kadar.

Farkına varıp kendimize, kaldığımız yere dönüp bakıncaya kadar.

“Nerede kalmıştık?” dedim.

Devam etmek için bulmak gerekir çünkü. Yarım kalmışları, bitmemişleri ve hiç başlamamışları.

“Nerede kalmıştık?” dedim.

Çünkü tam da orada bir yerdedir bir parçan. Onsuz da gitmişsindir de, eksiktir sanki bir şeyler. Ve tam da ihtiyacın olduğunda fark edersen o parçanın yokluğunu, “kalırsın” öylece olduğun yerde. İçinde bulunduğun yerden, zamandan yani bütünüyle “an” dan kopup düşersin o parçanın peşine. Kaybettiğin bir eşyayı arar gibi.

Düş öyleyse. Hatırla.

“Ne olmuştu?”

“Neydi sana o parçanı orada bıraktıran?”

“Kimsin sen?”

“O parçaya ihtiyacın var mı ‘sen’ olmak için, yoksa değmiş mi gittiğine?”

“Yolda yürürken neleri bıraktın ardında, neleri aldın yanına?”

Sor. Yaz. Göster. Çiz. Yüzleş. Anlat…

Hangisi olursa. Yeter ki bak.

Nerede bıraktın kendini, bul.

Ve “orada” ara.

En son “sen” olduğun yerde.

Sahi, en son ne zaman, nerede “sen” olmuştun?

Oraya bak.

Yeter ki bak. Yeter ki ara.

Hem belki bulursun. Kendini.

Kendini ararsan, iyice bak.

Annelerin dediği gibi: “Çıkardığın yerdedir.”

Belki.

Kim bilir…

Sen dön bir bak, gerisi gelir…

SİTEDE ARA

Go to top