“Vakti zamanında bir köyde herkes derdinden şikayetçiymiş ve bir diğerinin derdini dinlediğinde küçümser, en ağır ve en çözülemez olanın kendi derdi olduğunu düşünürmüş. 

Bir gün köyün en yaşlı dedesi tüm bu dertli insanları köy meydanına çağırmış. Herkesin derdine bir çözüm bulduğunu söylemiş. Bunu duyan dertli ahali koşturmuş köy meydanına. Bakmışlar ortada üst üste yığılmış bir sürü çuval var. Ne ola ki bunlar diye düşünürlerken, yaşlı dede çıkagelmiş. Demiş ki; “Şimdi herkes bu çuvallardan bir tane alıp kendi derdini içine koyacak ve çuvalın ağzını da sıkıca bağlayacak, sonra da meydana bırakıp kenara çekilecek”.

Herkes şaşkınlıkla birbirine bakıyormuş. Nasıl olacak bu diye düşünürlerken, kendilerini bunu gerçekten yapabilir bir halde bulmuşlar. Köy meydanı içi dertlerle dolu çuvallarla dolmuş ve artık hiç kimse kimin çuvalı hangisi bilemiyormuş. Sonunda herkesin derdi çuvala girince, yaşlı dede şöyle seslenmiş kalabalığa. “Bu kadar çuvalın ve derdin elbette ortada kalacak hali yok. Hadi bakalım şimdi de hepiniz buradan bir çuval seçip alacaksınız. “

Ahali bir anlık şaşkınlığın ardından kurnazlıkla gülümsemiş. Çünkü hepsi de “en hafif çuvalı bulup almalıyım” diye düşünmeye başlamış. Koşmuşlar çuvallara. Herkes birini kaldırıp birini indiriyor, karar veremiyor ve bir diğerine koşuyormuş. Bu böyle uzunca bir süre sürmüş gitmiş. Aradan geçen uzun birkaç saatin ardından, artık herkesin elinde bir çuval varmış ve heyecanla “bundan sonra ne olacak” dercesine yaşlı dedenin gözlerinin içine bakıyorlarmış.

“Şimdi” demiş dede, “Hepiniz derdinizden şikayetçiydiniz ve bu koşuşturmacanın sonunda tüm kaldırdığınız çuvallar içinden en hafif olduğuna karar verdiğiniz çuvalı aldınız. Umarım hepiniz mutlusunuzdur. Şimdi çuvallarınızı açın ve yeni ama hafif derdinizi tekrar kendi içinize alın.”

Herkes heyecanla açmış çuvalını ve yeni dertlerinin içlerine girmesini beklemiş. Fakat o da ne? Şaşkınlıkla bakmışlar birbirlerine. Hepsi de kendi derdini almış, bir tanesi bile farklı bir şey seçmemiş. En hafifi olduğunu düşündükleri çuval meğer herkesin kendi derdinin olduğu çuvalmış.

O günden sonra bu köyde kimse derdinden şikayetçi olmamış. Bir başkasının derdini küçümsememiş.  Kim bilir belki de “Allah dağına göre kar verir” atasözü de bu hikayeden sonra söylenmiştir.”

 *************************

Niye anlattım bu hikayeyi biliyor musunuz? Çünkü herkesin kendine göre bir derdi, bir sıkıntısı var. Ama herkes kendininki ile o kadar meşgul ki; ya kendi dertleri ile uğraşmaktan en sevdiklerini dahi dinleyip anlayacak zamanları yok ya da zaten karşısındakinin anlattığı o kadar komik ve basit ki, onun derdinin yanında dile getirilecek bir tarafı bile yok.

Anlatabilmek, paylaşabilmek önemli. Ama anlatabilmekten daha büyük bir meziyet dinleyebilmek. Dinlemek, karşındakini anlamak, nasıl yardımcı olabileceğini sormak, deneyimlerini samimiyetle paylaşabilmek gerek. Bir an için kendi sıkıntılarını tartmadan bir çuvala koyabilmek, ön yargısızca karşındakinin de dertlerini tartmadan dinleyebilmenin keyfini yaşamak da güzel bir deneyim insan için.

Bunu yapabildiğimizde emin olun ki iki şey kazanmış oluruz. Ya o andan itibaren kendi çuvalımız bize çok hafif gelir ve artık derdim büyük diye düşünmeyiz, ya da çuvalımızın ağırlığından belki de tekrar tekrar emin olur ama bunun sonunda da göz ardı ettiğimiz kendi gücümüzü keşfederiz. Ve bu öyle büyük bir güçtür ki yaşamımızda bir kuantum sıçrayış yaratacak, kabul edip farkına vardığımızdan artık hiçbir şey bizim için eskisi ile aynı olmayacaktır. Bu mucize bize “yeni bir sen, yeni bir yaşam” hediyesi verecektir. Yeter ki alıp, kabul edebilecek bir gönül gözümüz olsun.

Aşk’la…

 

SİTEDE ARA

Go to top