Ben gördüm…

Hemen hemen herkes serabı bir hayal olarak tanımlarken, onun gerçek olduğunu ancak gönül gözü ile görmeyi seçenler fark edecektir. Su her yerdedir, bereket her yerde; şifa her yerdedir, mutluluk her yerde; aşk her yerdedir ve dost her yerde. Lakin bizim gözlerimiz kendi ellerimiz ile kapanmıştır; görmek istemeyiz. Parmaklarımızın arasından ışık sızdığında gördüklerimizi serap zanneder, önünden gelip geçeriz. Oysa derler ki; “görmek istemeyenden daha kör biri yoktur”.

Sözlük anlamı olarak “serap” çölün ortasında görülen bir vaha olabilir. Fakat bu bana göre metaforik bir anlatımdır. Herkesin serabı ihtiyaç duyduğu, aradığı şeydir ve nerede karşına çıkacağını hiç bilemezsin…

Denizlerin ortasında susuz, kalabalıklarda yalnız, kahkahaların içinde mutsuz, zenginliğin içinde fakir hissedebilirsin. Senin serabın, senin aradığın kayıp ruh parçandır. Aslında parmaklarının arasından sızan o küçücük ışıkta bile tanırsın onu, ama görmek istemezsen gelip geçer önünden. Fakat bir de görürsen, işte o mutluluk hali paha biçilmezdir. “Bir ve bütün” olmaya, “yoga” yolculuğuna adım atılmıştır ve tüm evren eşsiz bir kahkaha atar bu mucize karşısında.

Bir denizin kıyısında rastladım ben kendi serabıma. Deniz de gerçekti, Serap’ta; gördüm, görmeyi istedim. Ruhum bir damla suya hasretti o günlerde. Denizler yetmez bazen insanın susuzluğunu gidermeye, sana o denizden bir damla su uzatacak bir dost eline ihtiyaç vardır. Kendi serabımın gülümsemesinde gördüm ben en berrak suları. Öyle içten, öyle samimi gülümsüyordu ki, ta kalbinin derinlerindeki güzelliği görebiliyordum. Sanki çok öncelerden tanınan bir dosttu, susuz kalmış ruhuma iyi geleceğini bildiğim ama nereden bildiğimi bilmediğim bir dost.

Yaşamında aynı dili konuştuğun, aynı zamanda sustuğun, bir kucaklaşmada sevginin kendisi olduğun bir can yoksa eğer eksiksindir. Yarım hissedersin kendini. Ta ki o eksik parçayı bulana kadar. İşte o gün ol’an buydu, o eksik parçam, o can karşımdaydı.

Eksik parçan yerini bulduğunda, elbette oraya tam anlamı ile yerleşmesi vakit alabiliyor. Zihnin böyle sihirli şeyler olmayacağına dair kalıpları, süreci yavaşlatıyor. Ancak kalbinin sesini dinlemeye devam ettiğinde ve ellerin ile gözlerini kapatmadığında giderek her şey daha samimi, daha içten ve daha anlamlı oluyor. Benim kalbimde atarken, “bu can senin aradığın dost” diye atıyordu. Onu dinledim ve görenlerden oldum çok şükür.  

“Neyi arıyorsan O’sun sen” demiş Hz. Mevlâna. Dost arıyordum gönlüme, bir baktım dost olmuşuz birbirimize. Bir olmuşuz, bütün olmuşuz, sevgi olmuşuz, yoga olmuşuz, can can’a olmuşuz…

Şimdi serabımı çok uzaklara yolculamaya hazırlanıyoruz. Sık sık akan göz yaşlarımız arasında, olana eyvallah deyip kucaklıyoruz birbirimizi. Kim bilir belki de orada başka canların beklediği serap olacak, kayıp diğer parçalarımızı bulacak ve hepsi bir araya geldiğinde o eşsiz bütünü keşfedeceğiz.

Yolun açık olsun Serap can’ım… Elbet ağlarız hoşça kal derken, elbet içimiz titrer yokluğunda ama biliriz ki gittiğin her yer seninle güzelleşir ve yine biliriz ki Hz. Pir’in dediği gibi: “Vedalar, gözüyle sevenler içindir. Gönülden sevenler ayrılmazlar.”

Aşk olsun…

Not: Yazıya ait tüm fotoğraflar, Şeb-i Arûs günlerinden Serap can’ın gönül gözünden ekrana yansımıştır.








SİTEDE ARA

Go to top