Yaşadığımız bu sözde evrenin aslında kendi yarattığımız aldatmacalarla dolu olduğunu fark ettiğin an, illüzyondan sıyrılıp gerçekliğe bir adım daha yaklaşmaya başlarsın. Sürekli yenisini eklemeye çalıştığın hobilerin, iş yaşamına körü körüne sarılışın, kalabalık sosyal çevren ve hayatta yaptığın diğer birçok şeyi kendini oyalamak ve mevcut huzursuzluğunun sesini bastırmak için yaptığını görebilmek, medite hale girebilmek için ilk anahtardır.

Eğer yaşamın illüzyon olduğunu düşünmüyorsan sadece bir hafta sonunu inzivada geçirmeyi dene. Tüm işlerini ve ilişkilerini bir kenara bırak,  mümkün olduğunca hiç konuşmamaya çalış, telefon/internet yasak, kitap okumadan, müzik dinlemeden, film seyretmeden veya ev işleriyle tüm gün oyalanmadan tam bir inziva haline çekilmeye çalış. Sadece meditasyon yapmayı, kendi düşüncelerinle kalmayı, yemek yeme/duş alma gibi eylemleri son derece yavaş ve tadını çıkararak yapmayı ve deneyimlerinle ilgili günlük tutarak tüm hafta sonunu tamamlamayı dene. Daha birinci gün bitmeden içindeki sıkıntı ve boşluğa düşüş hissini fark edeceksin.  Can sıkıntısı diye tanımladığın şey işte tam olarak budur.  Ve temel olarak hayatımızda örülü her şey bu histen mümkün olduğunca kaçabilmek için yarattığımız illüzyonlardır. Bu illüzyonların hayatımızda var olması kaçınılmaz olabilir. Fakat bunları gerçek gibi görüp çok ciddiye almak ya da herhangi bir deneyim olarak görüp içinden geçip gidebilmek olarak yol ikiye ayrılır. Meditasyonda tam burada devreye girer. Hayatı bir oyun gibi görüp, bu yanılsamalardan sıyrılarak da aynı şeyleri farklı şekilde yapabilmemiz bu yazının konusu olan meditasyon ile mümkün.

Yanılsamaları fark etmek için yapman gereken çalışma “yaşamını bir film izler gibi görmeye çalışmak”. Bu çalışma seni kendi yaşamına sanki üçüncü bir kişi gibi dışarıdan bakabilmeni ve kendi davranışlarını bir rol gibi üstlenebilmeni sağlayacak.  Eğer bunu başarabilirsen, olayları daha az ciddiye aldığını ve daha neşeli davranışlar gösterebildiğini fark edeceksin.

Ciddi olmak bizlere hayal kırıklıkları yaşatır, alıngan ve memnuniyetsiz bir ruh haline sokar. Ciddiyet aslında hayata ve insanlara dair büyük beklentilere sahip olmaktır. Ciddi bir zihinde neşe var olamaz. Kendi hayatına bakışını sanki bir filmi izliyormuş gibi görmeye başladığın zaman, kendi hayatını da dışarıdaki herhangi bir insanın hayatı gibi görebilmeye yaklaşır, “vay başıma gelenler” hissinden sıyrılırsın. Sana yönelmiş negatif bir davranış görsen bile daha az ciddiye almaya başlarsın, çünkü artık “bana yapılanlar” olarak değil, herhangi bir insanın başka birine yaklaşımı olarak görürsün. Ciddiyeti bırakmak sorumsuz davranmak değildir. Sırtında taşıdığın yük üzerinden kalkar, yere çok daha hafif adımlarla basmaya başladığını hissedersin. Yani dışarıdan bakmak yürümene engel değildir, tam tersine ilerlemeni kolaylaştırır. Sadece ciddiyeti elden bıraktığında her şeyini kaybedeceğin şüphesinden kurtulmak için bile denemeye değer bu çalışma. Ciddiyeti bırakmak hayatın günlük delice akışından sıyrılıp dışarıdan bakmanı ve kendi merkezinde kalmanı sağlar. Çünkü artık sadece izleyici olursun. Sen oyuna dahil değilsindir.

Kendi gerçekliğimizi kendimiz yaratırız. Osho’nun bu çalışma ile ilgili çok güzel bir örneği vardır: Sinemaya git ve perdeyi unutup izleyicileri seyretmeye başla. Ekranda gördükleri şeyden dolayı ağlayan, gülen veya cinsel haz duyan bir sürü insan göreceksin. Çünkü bunun yalnızca bir film olduğunu unutmuşlardır,  halbuki perdede yalnızca ışık ve gölgeden oluşan resimler var. Ama onlara göre film “canlanmış” ve artık “gerçek” tir. Yaşadığın hayat da tıpkı film gibi, ne kadar ciddiye almak ve gerçek görmek istiyorsan o kadar “gerçek”.

Eğer günlük yaşam akışında kendini sık sık mutsuz hissederken yakalıyorsan bu demektir ki hayatı çok ciddiye almışsın. Çehov der ki; “Hayat seni güldürmüyorsa espriyi anlamadın demektir”.

Normalde eğer bir meditasyon çalışması yapacaksan, sessiz bir ortamda oturmak, özel olarak meditasyona vakit ayırmak ve sessiz kalmak gereklidir. Fakat bu meditasyon çalışmasının en önemli farkı gün içerisindeki her an, her yaptığın şeyde bu hali deneyimleme şansı sunar. Çalışmanın amacı hayatı sana ait bir dünya gibi değil, başka birine ait herhangi bir hikaye gibi görmektir. Günlük hayattaki mutsuzluklarını, yaşadığın stresi bir başkasının hikayesi olarak bir filmde izleseydin aynı mutsuzluğu yaşar mıydın? Hayat gerçekten de bir drama oyunundan farksızdır, yeter ki ona dışarıdan bakıp seyretmesini öğren.

Bu tekniği denemek için yapman gereken şey kendine bir hafta boyunca bu yaklaşımı deneyimleme şansı tanımak. Yapmayı unuttuğunu, tekniği uygulamadığını fark ettiğinde moralini bozmadan kaldığın yerden pratiğe geri dönmek gereklidir. Tam yedi gün boyunca çalışmayı hatırladığın her an kendini bir film sahnesinde rol oynuyor gibi hissetmek yeterli olacaktır. Rol yapmak demek yapmacık davranmak, içinden gelmeyenleri söylemek gibi algılanmamalıdır. Sadece kendini hayatın ciddiyetine kaptırmayıp, onu oyun gibi görmek ve kendini de oyun oynuyor gibi yaşarken çok daha az stres duyduğunu fark etmek için bu çalışma yapılmalıdır. Rol yaparken daha verimli ve pozitif davrandığını fark edeceksin. Çünkü artık davranışları üstüne almıyor olacaksın. Eğer bir hafta boyunca çalışmayı kendine hatırlatmak için bir mantra kullanmak istersen, ister iş yeri ve evinde görünür bir yere not olarak yazabilir, hatta okuduğun kitaba, telefonuna şu hatırlatıcı notu iliştirebilirsin. “Bu dünya yalnızca bir dramadır.” Sık unutmaktan çekinenler telefonuna birkaç saatte bir bu not ile bir hatırlatıcı alarm da kurabilir J

Bir hafta boyunca yaşamına bu şekilde yaklaşabilirsen bunun hayatını sekteye uğratmadığını, aksine kolaylaştırdığını göreceksin. Sana öfkeyle bağıran bir insan artık gözüne komik gelmeye başlayacak, çünkü kendini küçük düşmüş ve savunmak zorunda hissetmek yerine, birine kaba davranan bir insan görmeye başlayacaksın, ciddiyeti sana komik gelecek. Sen içindeki bu rolü unutmayıp neşeli ruh halini sürdürürsen, ister kişiye yanıt ver ister hiç üzerinde durma, her şekilde kendini daha özgür hissedeceksin ve yanılsamanın getirdiği ciddiyetten uzaklaşacaksın. Egodan sıyrılmak ve anda kalmak da zaten tam olarak budur. Zihin illüzyon içinde yaşadığının bilincindedir ve olayların içine çekilmez, merkezde kalır. Dolayısıyla bu çalışma standart meditasyon tanımına uymamakla birlikte tam bir meditasyon örneğidir.

Her sabah uyandığında ilk iş kendine bir oyun içinde olduğunu hatırlatmak, rolünü benimsemek ve etrafında tüm akıp giden olayları ve insanları bir film izler gibi izlemek olmalıdır. Sinirlendiğinde, hayal kırıklığına uğradığında, silkelenip kendine bunun bir film olduğunu hatırlatmak. Sen sadece bir oyun oynuyorsun.

Eğer bu tekniği yedi gün boyunca uygulamak zor gelirse, birkaç günden sonra seni mutsuz eden duygular geri dönmeye başlarsa hemen bu yazıyı tekrar oku ve yapmaya çalıştığın şeyi hatırla. Hatta faydalı olacaksa bu yazıyı sabah güne başlarken her gün oku. Sonra kendindeki yedi gün sonunda gelişen değişimleri fark et.

SİTEDE ARA

Go to top