Çocuklara saygı göster çünkü onlar kaynağa daha yakındır, sen çok uzağındasın.

Senin masumiyet olarak gördüğün şey vahşi olmaktan başka bir şey değildir.

Öyle görünüyor ki hiç kimse onlardan öğrenmiyor ve onların ne kadar çok öğretecek şeyi var.

Osho

 

Ve derler ki, "çocuklaşın, hayatı oyun gibi yaşayın"!

Seneler önce, üniversiteden bir arkadaşım tasarımında, çocukların oyuncaklarını bozmasından esinlenmişti. Araştırma hevesi ile parçalara ayırmalarından.

Yoga yolcuğundaki süreç te biraz buna benzetilebilir belki de!

Parçalamaktansa, parçalara ayırıp anlamak. Korku barındırmadan, cesaretle araştırmak.

Evet bedenin ile tanışmanı sağlıyor ilk etapta. Kolunun, bacağının sınırı derken oyuna devam ediyorsun. Hareketle uyum halinde olmaya odaklanıp, hırs yapıyorsun belki de. Parçaları zorluyor, farkında olmadan kırmaya yelteniyorsun, vazgeçiyorsun, belki kızıyor ve fırlatıp atıyorsun!

Yada her parça ile hak ettiği zamanı geçiriyorsun. Evirip çeviriyorsun, tekrar tekrar bakıyor ve sıkılmıyorsun. Buluşunun keyfini çıkartıyor, kendini oyuna bırakıyorsun:)

Kendini bıraktıkça, daha içine giriyorsun. Daha yeni parçalar, daha çok merak duygusu derken daha da çok kaptırıyorsun kendini.

Çakralar, meridyenler, renkler, duygular, gizli kalmış anılar, sorgulamalar, üzüntüler, sevinçler, öfkeler, kederlerle sen!

O ilk eline aldığın tek parça oyuncak, kocaman bir alanı kaplamaya başlıyor. Tıpkı beden derken, tüm hayatını kapsaması gibi!

Oyun alanın sen oluyorsun. Senin renklerin, senin parçaların, görüntün, görüntünün altında yatanlar, limitlerin, zorlamaların, unutkanlığın, kabullenişin, algılayışın, itirazların, tavırların, ilişkilerin, farkındalığın ile...

Tıpkı oyuncaklara ait parçaları keşfetmek gibi, sana ait sandığın veya varlığından haberdar olmadığın, belki seneler öncesinden ince ince işlenmiş ve asla kopmaz veya vazgeçemem dediğin ne varsa önüne çıkartıyorsun ve o parçalara dokunuyorsun sanki!

Mutlu oluyorsun.

Oyuncak, şekil değiştirdikçe daha çok artıyor.

Bozulmaz mı? diye düşünürken, onarıyorsun.

Kırıkları ve sağlam yanları ile kucaklıyorsun.

Daha iyi anlıyor, öğreniyor, seviyor ve birleştiriyorsun.

Bir an endişeleniyorsun belki de.

Eski haline hiç gelmeyecek mi?

İlk hali nasıldı?

Daha mı güzeldi, iyiydi? soruları ile boğuşuyorsun.

Belki korkuyorsun da.

Şaşırıyor, düşünüyor ve belki kabul edemiyorsun.

Yada belki de sadece duruyor ve müdahale etmeden açığa çıkan parçalara bakıyorsun!

Ama güzel olan şu ki, en azından deniyor, oyuna yabancı kalmıyorsun.

 

 

Go to top