Nefes, yaşamın start noktası. Doğduğunuzda nefes aldıysanız buradasınız, almadıysanız start verilmiyor. Yaşamla en güçlü bağımız, ne kadar güçlüyse yaşamla bağ o derece güçlü ve ne kadar farkındalıklı alınıyor, gerektiğinde kontrol edilebiliyorsa, farkındalığı yüksek, hayatını yönlendirebilen birey olunabiliyor. 

Nefes yaşamın kaynağı, yoganın da kalbi. Doğru nefes nasıl olmalı diye genel bir soru var hep. İşte doğru nefesin 1. kuralı, olmazsa olmazı NEFES BURUNDAN ALINMALI dır.

Burun, bedenimizdeki muhteşem organ. Çokça sevilmeyi hak eden özel bir organ, onu ne kadar sevsek az. Oracıkta öyle, kemikli kanatlı durduğuna bakıp da Karamürsel sepeti sanmayın. Görevi, işlevi görünenden çok fazla.

Deliklerinden şöyle kaba taslak başlayalım. İki tane olması sebepsiz değil. DNA sarmalını getirin gözünüzün önüne, bir çaprazlanma vardır yapısında. Aynen DNA’daki gibi ya da bedendeki enerjilerin çapraz ilerlemesi gibi, burun da beyin loblarıyla çapraz bağlantıdadır.  Yani sol burun deliğiyle, sağ beyin lobu (Parasempatik sinir sistemi, sakin ol hallederiz diyen tarafımız), sağ burun deliğiyle sol beyin lobu (Sempatik sinir sistemi -Başarı odaklı, koş, yetiş, yarış, halletmelisin diyen tarafımız) bağlantılı çalışır. Bazı nefes teknikleriyle siz, sağ beyni, ya da sol beyni bilinçli şekilde devreye sokabilirsiniz.  Ufacık tefecik dersiniz ama beyni, otonom sinir sistemini durduğu yerden etkileyebiliyor, isterseniz de doğru teknikleri uyguladığınızda dengeleyebiliyor.

Buradan bir parantezle farklı bir alana geçiş yapalım. Bana göre burun sen nelere kadirsin dedirtecek cinsten çok önemli bir bilgi. Nitrik oksit, (NO) bir çoğumuzun pek duymadığı, vücut geliştiricilerin hemen kulak kabarttığı, nitrojenin oksitlenmesiyle oluşan renksiz bir gaz. Dışarıdan üretilerek bedene verilemiyor ama bazı besin takviyeleriyle desteklenen, bedenin ürettiği haberci bir molekül. Son yıllarda yapılan araştırmalar bu molekülün, hücreler arası iletişimi sağlamada çok önemli olduğu, sinir, dolaşım, bağışıklık, solunum, üreme sistemleri için hayati fonksiyonu olduğunu göstermiştir. Bedenin yaşamasına katkısı büyük. Hatta hayatta kalmamızı sağlıyor desek yalan olmaz. Özellikle de damar sağlığı ve kanın damarlarda sağlıklı akışı açısından da çok önemli bir molekül. 1998 yılında üç bilim adamı, kanda bulunan nitrik oksit molekülünün damarda gevşetici bir etkisi olduğunu keşfederek Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü'nü almıştır. Diğer taraftan hayati iki organımız beyin ve kalbin çalışmasında da düzenleyici bir rolü vardır nitrik oksidin. Damarların sağlıklı esnemesini, kanın damarlarda sağlıklı akmasını sağlayarak yerine getirir bu görevini. Böylelikle de beyin kanaması ve kalp krizi riski azalır. Yani nitrik oksit Hayatta kalmamızı sağlar. Nitrik oksidin şanına göre kısa, yazıya göre uzunca bir açıklamadan sonra NO’nun burunla bağlantısına gelelim. Araştırmalarla sinüslerde önemli oranda nitrik oksit bulunduğu, hatta nefes alışverişlerde burun içi tüycüklerin kökünden NO salgılandığı görülmüş. Tam burada açık burun delikleri daha önem kazanıyor. Düşünün, burun delikleriniz açık, aldığınız her nefesle NO da salgılanıyor ve siz her nefesle damar sağlığınıza katkı sağlıyorsunuz. Ayrıca beden yaşının damarların esnek ve sağlıklı olmasıyla bir bağlantısı var. Belki bazılarınız burun deliklerine baktı hemen acaba açık mı diye. Burun deliklerinizden biri biraz daha kapalıysa bilin ki bu normal, belli sürelerle nöbetleşe çalışır burun delikleri ve özel nefes teknikleriyle her ikisi aynı anda açık hale getirilebilir. Bir yoga uygulaması olan Cala Neti, neti pot yada burun yıkamanın sadece buruna değil,  tüm beden sağlığına katkısını, özellikle benim kafamdaki bilgisini, böylelikle güncellemiş oluyoruz ki bir başka yazıda bunu da detaylandıralım . Bu paragrafın spotu, burundan nefes alın ki Nitrik Oksit molekülü de harekete geçsin, damarlarınız açık ve esnek olsun; beyniniz, kalbiniz sağlıklı ve bedeniniz genç kalsın.

Burunla ilgili hepimizin bildiği konu, çok iyi bir filtre olduğudur. Yine de bu en önemli görevin de üstünden kısaca geçelim. Evde bir hafta toz almasanız, mobilyaların üzerine resim çizebilirsiniz. Düşününki sürekli toz alıyor burun. Diğer taraftan nefesle alınan zararlı bakteri, virüs, mantar gibi vücuda zarar verebilecek mikroorganizmaları mukotik tabakasıyla tutup, bedene girmesini engelliyor, baş edemediği noktada da hapşırtarak attırıyor. Havanın burun deliklerinden girdiği andan itibaren uzun bir yolu var burun konkavlarında. Hava bu yolda ilerlerken soğuksa ısıtılıyor, sıcaksa soğutuluyor, tozu varsa tutuluyor, zararlı mikro organizmalar ayıklanıyor, kuruysa nemlendirilip, fazla nemliyse nemi ayarlanıp, en uygun hale getirilerek akciğerlerin hizmetine yollanıyor. Yani muazzam bir süzgeç. 

Yine burundaki sinir sonlanmalarıyla beyne, oradan da akciğerlere ileti gönderiliyor. Akciğerler açılıyor, hava akciğerlere alınıyor, nefesi verirken de aynı ileti zinciri devrede, hava dışarı atılıyor.

Bedenin her sisteminde olduğu gibi, burada da nasıl muhteşem bir akış, ileti zinciri var.

Hiç mi ağzı kullanmayacağız diyenler var sanki. Özel durumlarda evet. Mesela sporcular nefesi daha rahat verebilmek için ağız kullanılabilir. Tam burada burnun zayıflamaya etkisine bir parantez açalım. Burundan nefes alıp vermek daha çok efor isteyen bir durum. Ağzı kullanmanızdan kat kat fazla enerji gerektiriyor. Burundan nefes alıp verirken kalori de yakıyor, metabolizma da daha hızlanıyor. Özel bir nefes tekniği uyguluyorsanız, ağzı kullanırsınız. Burunda tıkanıklık olması durumunda da tabi ki başka alternatif yok. Ama normal şartlarda nasıl ki burunla yemek yenmiyorsa, ağızdan özellikle nefes almak, hatta vermek doğru değil.

Kim bilir burnun daha ne görevleri var keşfedilmeyi bekleyen. Ama sadece az önce okuduklarınız bile buruna hayran kalmaya yetiyor. Daha ne yapsın, hayatta kalmamdaki rolü büyük. O yüzden bu günlerdeki sloganım “burnumu seviyorum”. Siz de sevin, burnunuzdan derin nefesler alırken bedeninize yaptığınız iyilik ve katkıları hatırlayın.

Yogayla, sağlıkla kalın.

 

 

 

Go to top