Bize, shenpa’yı deneyimlediğimiz anda ortaya çıkan şeyin, farkındalığın özü olduğu öğretildi. Ama bu aşamanın ardından hala yapmamız gereken şeyler varsa, bunu nasıl farkındalığın özü olarak görebiliriz? Burada çözüm, shenpa’ya bakmaktır. Üzerinde çalışmamız gereken şey, gerildiğimizi veya oltaya takıldığımızı bilmeyi öğrenmektir. Farkındalığın özü budur. Ne kadar çabuk fark eder ve yakalarsak, shenpa ile çalışmak o kadar kolaylaşır. Yine de bu aşamadan çok sonra, oltaya takıldıktan sonra farketmek bile iyi bir şeydir. Bazen, ne yaptığımızı görüyor olsak bile o döngüyü baştan sonra yaşarız. Bazı zamanlarda dürtü o kadar güçlü ve alışkanlığımız da o kadar köklüdür ki, buna karşı hiç bir şey yapamayız. 

Yine de, bu döngüye girdikten sonra bile yapabileceğimiz bir şey var. Meditasyon minderine oturup tüm hikayeyi baştan sona tekrar yaşayabiliriz. Belki o oltaya takılıp kaşınma dürtüsüne yenildiğimiz andan sonraki hissi hatırlamakla başlayabiliriz. Geriye dönüp shenpa’ya bir bakış atabiliriz. Bunun çok yardımı olur. 

Budistler shenpa’dan bahsederken şöyle derler: “İçeriğe takılma, onun altındaki niteliği gözlemle - tutunmayı, arzuyu, bağlanmayı.” Oturma meditasyonu bize henüz yola çıkmadan o yolculuğu görmeyi öğretir. Oturma pratiğindeki “Düşünce olarak etiketle” talimatı buna yardımcı olur. 

Minder üzerinde, nispeten daha kolay ve keyifli bir şekilde kendimizi böyle eğitmek, bizi gerçek hayatta shenpa’yı deneyimlediğimiz anlarda sakin ve eylemsiz kalabilmeye hazırlar.

Sonrasında, sadece minder üzerinde değil gerçek hayatta ve durumlarda da shenpa’yı görmek için kendimizi eğitebiliriz. Belki birine bir şey söyleriz ve o gerilimi hissederiz. Ne kadar haklı veya haksız olduğumuza dair hikayemize takılmak yerine, bu durumu o “oltaya takılma” hali içinde -kaçmadan- kalabilmek için bir fırsat olarak görebiliriz. Sıkışma hissine rağmen bir eylemde bulunmamak için bir fırsat olarak kullanabiliriz. Bunun, eğitimimizin temeli olmasına izin verebiliriz.

Shenpa’yı doğada farketme üzerinde de çalışabiliriz. Sessizce oturup kapandığımız anı yakalayabiliriz. Veya kalabalıklar içinde, tek bir insana bakarak. Sessiz olduğumuzda, bizi yakalayan şey zihindeki süreğen diyalogdur. Kendi kendinize iyilik veya kötülük hakkında konuşursunuz; siz kötüsünüzdür, karşınızdaki kötüdür, şu doğrudur, bu yanlıştır. Bu zihinsel konuşmayı görmek, bir pratiktir. Bir şekilde oltaya takılır ve kapanırsınız. Sadece düşünceleri fark ettiğiniz anda etiketlemeye devam edin ve duygunun o doğrudanlığına geri dönün. O zincirleme reaksiyonu takip etmemenin yolu budur. 

Bir kez shenpa’nın farkında olduğumuzda, kendimizde ve diğer insanlarda onu daha kolay fark etmeye başlarız. Başkalarının nasıl kapandığını görürüz. Nasıl oltaya takıldıklarını ve o anda onlarla hiç bir şekilde iletişim kuramayacağımızı farkederiz. İşte o anda prajna’yı deneyimleriz. Bu temel bilgelik, kendi tedirginliğimizden kaçma dürtüsüne yakalanmadığımızda ortaya çıkar. Prajna sayesinde, başkalarına olanı görürüz. Bu, bizim onlara bu durum için alan açmamızı sağlar. Bunu yapmanın bir yolu, tam da orada meditasyon yoluyla bir alan açmaktır. Sessiz kalıp zihni nefesimize yönlendiririz. Zihnimizi tümüyle açıklık ve merak duygusuyla diğer kişiye yöneltiriz. Bir soru sormak veya konuşmayı başka bir zamana ertelemek de yöntemler arasındadır. 

Manastırda herkes shenpa ile çalışmaya hevesli olduğu için şanslıyız. Shenpa ile çalışmaktan memnuniyet duyuyoruz. Net bir şekilde ne olduğunu kabul edebiliyoruz, ve bunu kendimizi suçlamak için kullanmıyoruz. Kimse gerçekten kendi shenpa’sına dikkat çekilmesini istemediğinden, manastırdaki insanlar  genelde duruma şöyle yaklaşırlar: “Oltaya takıldığımı gördüğünde, sadece kulak memene dokun. Ben de senin oltaya takıldığını gördüğümde aynısını yapacağım. Veya sen kendi shenpa’nın farkına vardığında ama ben bunu anlamadığımda, o anın konuşmayı sürdürmek için doğru zaman olmadığına dair bana bir ipucu ver”. Bizim prajnayı geliştirmek için birbirimize yardım edişimiz bu şekildedir. 

Tüm bu süreci şöyle özetleyebiliriz: Shenpa’yı farketmek, kaşıma dürtümüze karşı koymak, kaşıntı varken bu hal içinde rahatlamaya çalışmak ve hayatımızın geri kalanında da bu gibi alışkanlık örüntülerini kırmaya devam etmek. Alışkanlıktan yaptığınız şeyi yapmadığınızda ne olur? Dürtünüzle başbaşa kalırsınız. İşte o zaman bu arzu / özlem ve uzaklaşma isteğiyle daha fazla temas halinde olursunuz. Ve bu hal içindeyken rahatlamayı öğrenirsiniz. Ve bu pratiği sürdürme azminiz giderek güçlenir.

Shenpa ile çalışmak bizi yumuşatır. Oltaya nasıl  takıldığımızı ve o ivmeye nasıl sürüklendiğimizi gördükten sonra, kibirli olmamız imkansızlaşır.

İşin püf noktası bunu görmeye devam etmektir. Yumuşamanın ve alçak gönüllülüğün kendimizi eleştirmeye dönüşmesine izin vermemek gerekir. Çünkü bu da başka bir tuzaktır. Alışkanlıklarımızı o kadar uzun süredir öyle güçlendirmişizdir ki, bir gecede üstesinden gelmeyi bekleyemeyiz. Fark edebilmek için sevgi ve nezakete, kaçınmak için bolca pratiğe, gevşemek için istekliliğe ve pratiği sürdürmek için kararlılığa ihtiyacımız vardır. Belki şunu hatırlamak işimizi kolaylaştırır: Milyonlarca tür kaşıntı, milyarlarca tür kaşınma vardır ama aslında tek bir shenpa vardır: egoya yapışmak. Biz bunu gerginlik ve kendine çekilme olarak deneyimleriz. Yoğunluğunun dereceleri vardır. Shenpa’nın tüm çeşitleri, o kaşınan yeri farklı kaşıma biçimleridir.  

Yakın bir zaman önce, bir oltanın etrafında yüzen üç balıkla ilgili bir karikatür gördüm. Bir balık diğerine şöyle diyordu: “İşin sırrı, bağlı olmamak” Bu bir shenpa karikatürüydü: Sır, oltadaki yeme takılmamak. Eğer kendimizi o yemi yutma arzusunun güçlü olduğu anda yakalarsak, olan bitene daha geniş bir perspektiften bakabiliriz. Bu şekilde pratik yapmayı sürdürürsek, kendi bilgeliğimize dair özgüvenimiz gelişir. Ve bu da bizi, varlığımızın özüne - yani ferahlığa, sıcaklığa ve kendiliğindenliğe yönlendirir. 

Önceki bölüm


Çeviren : Vimukti Vildan Soydaş

Bu yazı, Pema Chödrön'ün şu linkteki yazısından çevrilmiştir. Yazının ilk bölümünü okumak için tıklayın.

Go to top