Ankara'da yaşayan Yoga Eğitmeni Taylan Yağız ile son derece keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Yogadan, rock müziğe, yoga spor mudur değil midir sorusundan, "Sertifikana Sahip Çık" kampanyasına kadar herşeyden konuştuk. Bir ter damlasının hissettirdikleri neymiş ve bir yoga eğitmeninin gözünden yoga neymiş, okuyalım.

Merhaba Taylan. Bize biraz kendinden bahseder misin?
Kendimden bahsetmek hmm... Pek sevmediğim bir şey.. 38 yaşındayım ve huzurlu olmanın peşindeyim :) Bir çok değişik işte çalıştım. Hep aradım, iş gibi olmayacak, sevgi ile isteyerek koşa koşa gidilecek bir şey aradım ve yoga ile tanıştım. Ayrıca doğayı çok seviyorum ve umarım bir gün onunla iç içe yaşarım. Ağaçlara dokunmayı ve onlara sarılmayı saymıyorum :)

Yoga ile nasıl tanıştın ve nasıl yoga eğitmeni olmaya karar verdin?
Yoga ile tanışıklığım 2010 yılı Kasım ayı ortalarıydı. Aslında eskiden yaklaşık üç aylık bir deneyimim olmuştu. Ama hiç birşey anlamamıştım. Sonra 2010 da yoga ile yeniden tanışınca, “evet, budur” dedim. Beden ile çalışmayı çok seviyorum. Hayatımda spor ve hareket hep oldu. Bence beden ile çalışmak kendini tanıma yolunda en güzel başlangıç noktası. Bedeni tanıdıkça, ruhunu da tanımaya başlıyorsun. Ruhundaki değişikliklerin bedene nasıl yansıdığını ya da tam tersi pratik yapmanın ruha dokunuşunu görmek harika. Yoga eğitmeni olmaya karar vermem yukardaki kısa birkaç cümleden dolayı oldu. İstediğim, aradığım buydu ve karar verdim. Sonrasında Chris Chavez ile Ankara’da bir yemekte tanıştım ve Chris beni çok cesaretlendirdi ve uzun eğitim boyunca da bu hiç bitmedi. Kısaca yolculuğum böyle başladı.

Yoga yolculuğundaki en keyifli anını bizimle paylaşır mısın?
Birçok keyifli an yaşadım ama en yakın zamanda yaşadığım bir an'ı yazıya döktüm. Harika bir an’dı. Keyifli ve benim için çözüm sunan bir An'dı... O yazıyı sizinle paylamak isterim.

BİR TER DAMLASININ HİSSETİRDİKLERİ..
Alnımdan gözüme giren bir ter damlası hissettirdi bu yazdıklarımı.

Benim gibi sabırsız ve hiperaktif bir adam nasıl oldu da dört seneye yakındır uyguladığı ve yaşadığı yoga’dan soğumadı. Bıkmadan usanmadan pratiklerine devam etti. Ben ki sayısız değişik işe girmiş çıkmış zevk alamamış, sıkılmış bir adam.

Yoga ile tanışmadan önce aklımda bir yerde okuduğum bir söz vardı hep ” hayatın boyunca çalışmak istemiyorsan, sevdiğin bir şey bul ve onunla uğraş ”. Çok sevmiştim bu sözü. Ama ne olabilirdi ki ? Böyle diyerek epey zaman geçti. Ve otuz dört yaşımın sonlarında yoga ile gerçekten tanıştım. Aslında önceden birkaç denemem olmuştu ama farkında olamamıştım. Derken bu tanışma ile bir kapı açıldı ve bir yol vardı orada.


Geçtiğimiz sene Türkiye'den çok usta ve bilge bir hoca geçti. Son zamanlarda en etkilendiğim,en bilge, yoganın felsefesinden ve kitaplarından en sapmayan, derin kuyulardan beni en çıkarabilen, en ilham verebilen hoca oldu.

Genç bir Yoga Eğitmeni ve Sosyal Medya Uzmanı Özde Çolakoğlu ile Yoga Sutra’ların birinci basamağı Yama'ların ilk değeri “Ahimsa” dan bahsettik. 

Patanjali’nin Yoga Sutra’larında etik değerler açısından birinci basamak Yama'lar. Yama'ların da birinci değeri Ahimsa. Ahimsa’nın bilinen anlamı şiddetsizlik. Fakat son zamanlarda birçok yoga eğitmeni bu değerin gerçek anlamının “şevkatli ve merhametli olmak” anlamına geldiğini söylüyor. 
Ahimsa’nın sizin için anlamı nedir?

Ahimsa, sizin de dediğiniz gibi şiddetsizlik demek. Benim için ise; eylemde, düşüncede, kalpte şiddetsiz olmayı araştırmak anlamını taşıyor. Araştırmak diyorum, çünkü modern şehirde bu tanımın pek de kolay olmadığının hepimiz farkındayız. O yüzden farkına varmanın ya da farkında olmanın bizi tarafsız bir bölgeye taşıyacağını düşünüyorum. Bu şiddetsizlik hali sadece dışarıya değil, aynı zamanda kişinin kendisine karşı da yürüttüğü bir araştırma aynı zamanda… Bence ahimsa, dünyada nefes alan tüm yaşam formlarının aynı kaynaktan geldiğini, birbirimizin sureti olduğunu, görünmeyen bağlarla birbirimize bağlı olduğunu keşfettikçe kelimenin gerçek anlamını yaşamaya başladığımız bir yol.

Peki bu Ahimsa’yı günlük yaşamınızda nasıl uyguluyorsunuz?
Farkında olmaya duyduğum açıklık ile… İstanbul’da şehir hayatı çok hızlı, sabahtan akşama kadar ruh hallerimiz, hislerimiz öyle uçlarda geziyor ki, ama nefes ile kurduğum bağ yönümü bulmamı sağlıyor. Yolda kavga edenler, kediye tekme atanlar, sinirli satıcılar, taksiciler, bildiğim tüm Türkçe ile yine de anlaşmayı başaramadıklarım, kendisine dev aynasından bakanlar… Liste o kadar uzun ki aslında, ama en önemlisi bunları yaşarken bedenimin verdiği tepkiyi izlemek, sakin kalmak için kendime baskı uygulamaktan ziyade o an için en doğru olanı yapmak, genelde bunları yapınca yüzümde kocaman bir gülümse beliriyor ve ben iyi olunca etrafımda her şey iyi olmaya başlıyor. Tüm dünyayı kurtarmak gibi bir amacım yok, kusurları olan bir insan olduğumu biliyorum, gözlemliyorum. Birkaç ay önce İstanbul’daki bir parkta bir teyzenin kökünden bir çiçeği söküp götürdüğünü gördüm. O teyze için sevginin tarifi buydu. Gerçek sevginin sevdiğini sahiplenmekten geçtiğini düşünüyor, muhtemelen çocuğuna da kendi istekleri ya da yarım kalan hayallerini yaşatmak için uğraşıyor. İşte bu da şiddet! Ben nasıl uyguluyorum? ‘Ahimsa uygulamam lazım, şiddetsiz olacağız. Kuşlar, böcekler, çiçekler..’ şeklinde yaşamıyorum. Gerçek olan dışarıdan içeriye doğru yol almaz, içerden dışarıya yol alır. Bir böcek, bir karınca gördüğüm zaman ‘öldürmemem lazım’ diye değil, içimde büyüyen kocaman sevgi yüzünden öldürmüyorum. Örnekler büyür ama içerden çıkan o sıcaklık bakidir! 

Yoga yapan birinin bu ilk basamağın ilk değerini ve diğerlerini tam anlamıyla uygulamadan yoganın diğer basamaklarına geçmesinin mümkün olmadığı söyleniyor. Bu konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Şu uygundur, bu uygun değildir gibi kesin, katı hallerin hepsine karşıyım! Yurt dışında hapishanedeki insanlar bile yoga dersi alabiliyor, bir canlıya zarar vermiş biri yoga yapabiliyor ama tabi sorduğunuz soru temelde farklı. Gerçekten bir öğrenci, bu yolda yürümeye başladığı zaman doğal olarak hayatında bu basamağı uyguluyor ya da uygulayamıyorsa da ‘neden, niçin’ gibi soruları sormaya başlıyor. Yani yoga’nın sekiz basamağı uyulması zorunlu kurallar bütünü değil! Bence bir şekilde ‘uyarsan senin için güzel olur’ diyen yaşam basamağı ve güzel olan kimseyi zorlamadan içerden gelen hislerle bu yolda yürütüyor. Soruna gelecek olursak, basamaklarının kendi içinde bir dinamiği var ve bu basamağı hakkıyla geçen, diğer basamakların farkındalıklarına kucak açabiliyor ama unutmamak gerekir ki bu basamağı geçtim, bitti diye bir şey yok! Yaşam, devam ettiği sürece bitişler değil, sonsuzluğa doğru değişimler mevcuttur.


Namaste sevgili Sibel.

Namaste sevgili Editörüm.

Go to top