2006 yılından beri aktif olarak yoga dünyasında kah öğretmen-öğrenci, kah öğrenci-öğretmen olarak bulunuyorum. Aradaki fark nedir derseniz, bilenler demez aslında ama ben yine de açıklayayım:

 

Öğretmen-Öğrenci: Rolünüz o anda öğretmen olmaktır, ancak en büyük öğretileri de o sırada aldığınız için mutlaka öğrenci haliniz de devam eder.

Öğrenci-Öğretmen: Rolünüz o sırada bir başka ‘öğretmen’in öğrencisi olmaktır ama aynı zamanda ders boyunca kendi kendinizin de öğretmeni olursunuz.

Hangi durumda, hangi rolde olursanız olun,” Öğrenci” olma hali devam eder. Bu halden çıkıp da ben “öğretmen oldum” dediğiniz gün uçurumdan aşağı düşme halindesinizdir zaten, sizi kimse tutamaz, ardınızdan ne okunsun isterseniz onu okuruz biz, meraklanmayın.

Her dünyanın kendi içinde yin-yang, aydınlık-karanlık noktası olduğu gibi, yoga dünyasında da ikili haller vardır. İnsanın eline geçmiş her çalışma ve durumda olduğu gibi suistimal burada da bulunur. İnsanları suistimal eden “öğretmen”ler ve onların çalışmaları da  vardır elbette.

Açıkçası son zamanlarda artan bu aydınlanma çalışmalarından bazen ben bile kusacak gibi oluyorum. Tabi ki hayat yönüm gereği, sosyal medyada, dergilerde, kitaplarda takip ettiğim insanlar hep, yoga ve kişisel gelişim dünyasından. Dolayısıyla bazen bu takiplerden gelen haberler beni bıkma noktasına, hatta “ay biraz dizi izleyim de kafam dağılsın” noktasına kadar getiriyor. Bugün düşündüm; neden böyle oluyor diye. Gözümün önüne getirdim öğretmenlerin foto ve çalışma ilanlarını. Açık söyleyeyim, bazı “öğretmen” ve çalışmalarının ilanları kalbimi ısıtırken, bazıları gerçekten mideme oturuyor ve rahatsızlık hissi veriyor. Kanımca kalbime dokunanlar gerçek “öğretmen-öğrenci”lerden gelen samimi çalışmalar, mideme oturanlar ise; gündemin kazanan konusundan sebeplenen “öğretmen”lerden gelen, salt ticari suistimal  çalışmaları. Ha alan memnun, veren memnunsa, tabi ki bana ne değil mi? Zaten kimseye gittiği ya da gideceği bir çalışma hakkında sormadan yorumda bulunmam. Hele ki ben denemediysem, “öğretmen”i tanımıyorsam, hiç bulunmam. E bu yaptığın ne derseniz: “Arkadaşlar ikizler damarım tuttu, izin verin şurada iki gıybet yapmak istiyorum ayol!” diyeceğim size ve devam edeceğim..

Instagram üzerinde takip ettiğim bazı meşhur yogi ve yoginilerden de beni rahatsız edenler var. Bazıları var, her durum ve koşulda 32 diş tekmili birden, koca bir sırıtışla ekranda! Bir insanın her daim ve her koşulda o kadar kocaman ve tek tip bir sırıtışla yaşaması insanın tabiatına aykırı, olamaz! Gıcığım!

Çalışmasında bulunduğum ve bir daha hiç bir çalışmasına gitmeyeceğim, kibirli hocalar var bir de. Zaten bu işin en büyük tehlikelerinden biridir; başkasının hayatını değiştirme kibri! Değiştiren hoca değil, yöntemdir ama bazen aracı olan hocalar da işte o değişimden sebeplenir ve kibirlenir. İtiraf edeyim, ben de kibirli bir insanım, benim kibrim yine bale zamanlarından kalma, “en iyi olma kibri” Adı ne olursa olsun, “kendinde olanı karşısındakinde görme” kuralından yola çıkarak; bir başkasının kibrinin de kilometrelerce öteden kokusunu alabilir, fotosundan bile okuyabilirim. Kibirli bir insanın en tahammül edemeyeceği tip, bir diğer kibirlidir, nokta.

Meşhur bir üstadın daha ilk kitabını okumaya başladığımda, ilk 30-40 sayfanın diğer tüm yoga hocalarının şarlatan, kendisininkinden başka diğer yoga türlerinin de devşirme olduğundan bahsetmesi ile zaten, kendisinin benim anladığım, “Yoga” felsefesinin özünden bir hayli uzakta olduğu izlenimini almıştım. Sonradan hakkında çıkan haberlere de hiç şaşırmadım. Eminim benim gibi pek çok yogi de aynı şeyi hissetmiştir.

Vivekananda Yoga üniversitesi eğitimi sırasında  bize ilk öğretilen; “Yoga tek bir doğru değildir, hiç bir hoca bir diğerinden daha doğru ya da daha yanlış, eksik, fazla değildir. Sadece kişinin kendi titreşimine uygun hocalar vardır ve o kişi için en doğru hoca odur. Asla bir başka yoga tarzını ya da hocayı kötüleyemezsiniz” olmuştur. Yani yoga yapmaya gelen bir öğrenci için, benim hiç inanmadığım, yanlış bulduğum bir hoca ya da yoga tarzı çok doğru olabilir. Size en yararlı olan hocayı ve yöntemi zaten iç sesiniz söyleyecektir. Bir hocayı, sırf sosyal medyada çok aktif, çok takipçisi var vs diye her ders takip etmek, sizi belki de kendi yolunuzdan uzaklaştıracak olandır. Eğer bir hocanın derslerine sırf şöhreti için devam ediyorsanız,  egonuz sizi yönetiyor demektir ki, yogada yapmaya çalıştığımız, zaten egonun yönetiminden çıkmak ve kalbimizin hissettiklerini yaşamaktır. Bir başkası için çok uygun olan hoca sizin için de çok uygun demek değildir. Size uygun olan hoca, aynı titreşimde olduğunuz hocadır. Ve gün gelir ki bu titreşimler değiştiğinden, bir başka hocayı tercih ederken bulabilirsiniz kendinizi. Bu, ne terk ettiğiniz hocayı daha aşağıda, ne de yeni seçtiğiniz hocayı daha yukarıda yapar. Bu sadece titreşimlerin sonucudur. Yogada daha iyi ya da daha kötü kavramlarının olmadığını hissediyorum. Hocaların hocası olan birinin müthiş tecrübeleri ve bilgileri olacağı ve bu asla inkar edilemeyeceği gibi, daha yeni yoga hocası olmuş bir stajyer hocadan da ufkunuzu müthiş açacak cümleler gelebilir. Yoga öğretmeni seçiminizi kalbinizle yaptığınızda alacağınız sonuçlar zaten doğru yolda olduğunuzu gösterecektir.

 

Bir diğer artık beni iyiden iyiye rahatsız eden konu da “hizalanma”! İçimden “Ay yetti be, bi rahat bırak da yoga yapayım” dedirten bir olgu bu bende. Elbette almış olduğum bale eğitimi, dansçılık hayatımın bana verdiği ve bende otomatik olarak gelen hizalanmanın bunda etkisi tartışılmaz.  7- 8 yaşlarında bedenime yerleşen;  ‘diz ayak bileğiyle aynı hizada, omuzlar bileklerden öne geçmiyor’ falan gibi cümlelerin, yoga gibi beni zihnimin tuzaklarından uzaklaştıran huşu içinde yaptığım bir eylem sırasında tepemde detay detay, bıdı bıdı anlatılması gerçekten, matımı toplayıp gitmeme sebep! Ancak!… Kendim yoga yaparken hiç üzerinde düşünmediğim, benim için bir avantaj olan bu hizalanma konusu, ders verirken bir dezavantaja dönüşüyor. Hele ki karşınızda dansçılar değil, bedenini hiç tanımayan, tanımaya gelmiş öğrencileriniz varken! İşte bir öğrenme hali! Dansçılara ders vermek benim için dünyanın en kolay işi, asanayı (duruşu) göster yapsınlar! O esnada duygusunu, etkisini anlat anlatabildiğin kadar. Ya bedenini hiç tanımayan birine o asanayı öğretmek! Başka hocaların dersine girdiğim ilk zamanlarda “ay ne çok anlatıyor tek tek ayağını oraya koy, kolun oradan geçecek….göster anlar, yaparız işte öf!” dedirten olguyu, hiç bedenini tanımayan insanlara ders verirken öğrendim :)  Yine de hala hizalanmayı, zihni aktif hale getirecek kadar değil, kişinin sakatlanmasına engel olacak kadar aktarıyorum. Asanayı yaparken kişiye sessiz ve kendi sınırlarını, hizasını keşfedeceği alanlar yaratmayı seviyorum. Yani işin aslı ben nasıl ders almak istiyorsam, öyle ders veriyorum. :)

Bu arada şunu da özellikle belirtmem gerek; Biz yogi ve yoginiler, öğretmen-öğrenciler de herkes gibi bir yoldayız. Olmuş, ermiş, hayatı yalamış, yutmuş, çözmüş, peygamber soyundan gelen ulu kişiler falan değiliz. Biz de sinirleniyor, öfkeleniyor, ağlıyor, kırılıyor, alınıyor, kıskanıyor, daralıyoruz, içki içiyoruz, sigara içiyoruz, et, cips vs gibi zararlı şeyler de yiyoruz… İnsana dair her duygu ve davranış bizde de ziyadesiyle mevcut. Eğer bir farkımız varsa- ki bu da tartışmaya açık bir konudur- o da sadece farkındalıkla, kapıldığımız duyguları sürekli araştırıyor, ve çözmeye çalışıyor olduğumuzdur. Lütfen sinirlenen bir Yoga hocası gördüğünüzde  "A sen de sinirlenirsen, biz ne yapalım?” gibi cümleler kurup bizleri sınırlandırmayın. Sizi de, kendimizi de sınırlarımızın ötesine taşımaya çalışan insanlarız, anlayın bizi :)

Gıybetime ortak oldunuz, sağolun içimi döktüm, rahatladım. Günahı benim boynuma :)

Bundan sonraki işim; gıcık olduğum konuların detayına girmek ve nedenlerimi bulmak, kendimi biraz daha deşmek. Bana, fotolarıma, gülüşüme, yazdıklarıma gıcık olduysanız, sebebini bulmak da sizin işiniz :)

Namaste

 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top