Bir roman düşünün... Hevesle okuyoruz ve başkahramanın başına gelen her şeyin, her kötülüğün intikamı alınacak ya da haklılığı ortaya çıkacak, onu haksızlığa uğratanlar cezalarını çekecekler diye bekliyoruz. O kahramanı özümsüyor, onun zaferleriyle tatmin oluyor, hayal kırıklıklarına üzülüyoruz. Kitap bitiyor ve kahramanları sonsuza değin mutlu yaşıyorlar...

Şimdi daha gerçekçi bir roman düşünün. Sonunda başkahramanın öldüğü, tüm kötülüklerin adaletini sağlayabileceğiniz sonsuzluğun olmadığı, her anı her sayfası değerli bir roman... Kendi hayatınızın romanı... Sizin kaleminizden... Bu kahramanın öyle her kötülükle uğraşacak adaleti sağlayacak gücü yok, zamanı da... Tüm hayatı tek bir olay üzerine kurgulanmış değil çünkü. Pek çok koldan hayatını etkileyen etmenler var ve her detayı bir roman kurgusu titizliğinde yaşayamaz, tüm hayatını o detay üzerinde düşünerek geçiremez. Düşünmemeli de zaten. Hayatını etkileyen her detaya kafasını takıp düzeltmeye çalışamaz. Çalışmamalı zaten. Kendini üzen herkesten intikam alamaz ya da onlara doğruyu anlatamaz. Yapmamalı da bunu zaten... Yapabileceği tek bir şey vardır aslında; kendi ile yüzleşmek, kendi içinde yol almak ve kendine katarak ilerlemek. Diğerlerinin de kendisine dönmesine izin vermek... Kendisi ile yüzleşmesine, hatalarını yaşamasına izin vermek. Yol vermeyi, affetmeyi, hidayet dilemeyi ve kendi dışında gelişen her şeye tebessümle bakıp yoluna devam edebilmeyi bilmek... Hepimiz kendimizle kendi içimizde yaşıyoruz çünkü en büyük mücadeleyi. Hepimizin sınavı kendiyle... Bir insanın başına gelen en güzel şey de en kötü şey de kendisidir bu yüzden...

İşte bu noktada yogadan bahsetmek istiyorum. Kendi içimizde, kendi yolumuzda ilerlemek, kendi dışımızda olup bitene tebessümle bakabilmek derken, yoganın tam da bize anlatmak istediği öğretiden bahsetmek istiyorum aslında. Çünkü yoga, kendi özüne doğru çıktığın yolculukta, önce kendi özüne sonra varoluşun özüne yaklaşmaktır. Tıpkı bin yıllık bir ağacın herhangi bir dalında açan çiçeğin önce güneşi ve havayı, sonra bağlı olduğu ağacın yapraklarını, dallarını, gövdesini, köklerini ve nihayetinde sararıp toprağa düştüğünde toprağını anlaması ve en nihayetinde ise bir zamanlar tohum olduğunu hatırlaması gibi…

Kendi özüne yaklaşmak için ilkin kendinle yüzleşirsin aslında… İçindeki neşeyle ya da öfkeyle, sınırlarınla ya da sınır koyamadıklarınla, tatmin olduklarınla ya da hırslarınla ama en çok da egonla yüzleşirsin. İnsanın kendisi ile yüzleşmesi, sınırlarını zorlaması, konfor alanından çıkması oldukça zorlu bir süreçtir. İşte tam da bu yüzden yoga içsel bir disiplindir. Ateşli bir çaba (Tapas) ister. Yoga matının başına geçmek yüzleşmenin ilk aşamasıdır; niyettir, karar vermektir, istemektir. Hayat sürekli bir koşturmaca halinde geçerken, tamamen kendimize, kendi bedenimize, zihnimize ve ruhumuza odaklandığınız andır. İşte o an kendinizle baş başa kalırsınız. Her şey susar, yoga başlar…

Yoga matı üzerindeki duruşunuz hayattaki duruşunuzdur aslında. Duruşlar içindeki farkındalığınız yaşam içindeki farkındalığınızla paraleledir… Duruş içinde kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Zihninize neler üşüşüyor? Ne zaman ya da hangi duruşta güçlü ya da zayıf, yorgun ya da dingin, sakin ya da gergin hissediyorsunuz? Kendinize ne hissettiğinizi sorduğunuzda duygusal bir yanıt açığa çıkıyor mu? Bu duruş size ne söylüyor?

İşte bu soruların cevabı aslında kendiniz ve hayata karşı duruşumuz hakkında da çok önemli ipuçları veriyor. Bir duruşta zorlandığında sergilediğin tavır, hayatta zor durumlarla karşılaştığında sergilediğin tutumdur aslında. Duruşlarda dengeyi bulmak için gösterdiğin çabaysa hayatında dengeyi bulmak için gösterdiğin çabadır. Yapmaktan kaçtığın duruşlar, hayatında karşılaşmak istemediğin durumlar ya da kendi içinde bastırdığın duygulardır. Çoğu zaman koşturmacanın içinde durup kendimizi değerlendirmeyiz, bu sebeple bazen nerede yanlış yaptığımızı bile görmeden tekrar tekrar yineler ve başa döneriz. Yoga duruşlarında giderek dengeyi yakalamayı başardığınızda karmaşa giderek düzene girmeye başlar, suyun bulanıklığı gitmeye her şey daha da netleşmeye başlar ve siz kendinizi daha net görmeye başlarsınız. Bu size hayatın koşturmacası içinde ilerlerken yaşadığınız her anın farkına vararak ilerlemeniz, bir yandan içinde yaşarken, diğer yandan dışarıdan bakabilmeniz için size hediye edilmiş üçüncü bir göz gibidir.

Bazen sürekli aynı asanaları yapmaktan sıkılırız, tıpkı sürekli aynı şeyleri yaşamaktan sıkıldığımız gibi… Aslında birbirlerine çok benziyor olsalar da hiçbiri bir önceki gibi değildir. Zamanla duruşumuz düzelir, dengemizi bulmaya başlarız, nefesimizi tutmadan, omzumuzu kasmadan, yüzümüzü buruşturmadan daha sakin ve dengeli durmaya başlarız. Bu aynı hayat içinde, aynı olayları yaşadıkça değişen ve gelişen farkındalığımız gibidir. Güzel bir kitabı her okuyuşta yeni bir şey keşfetmek gibidir. Yeni yerlerin altını çizmek ve anlamak gibi… İşte bu yüzden tekrarlar önemlidir. Çünkü aslında tekrarlar, aynısı demek değildir. Hayatımızdaki tekrarların sebebi de budur, biz farkına varıp anlayana kadar başımıza gelmeye devam eden olaylar gibidir. Tekrar tekrar dener bizi… Duruşları tekrar tekrar deneyimleriz ve öyle bir an gelir ki daha önce hiç olmadığımız bir dengeye ulaşır daha önce neden yapamadığımızı keşfederiz. İşte hayatta da böyledir; an gelir tekrar tekrar yaşadığımız olay, nedenini kavradığımızda geçer gider hayatımızdan…

Kendinle yüzleşmek zordur, ağrılıdır, sancılıdır çoğu zaman. Yogaya başlamak da böyledir. Zihin bin bir türlü bahane uydurur kendinizle yüzleşmemeniz için. Konfor alanınızdan çıkmanızı istemez çünkü burada güvendedir. Korkularınızı kullanır, ruhunuzun sesini işitemeyesiniz diye ağrılarla sızılarla bastırmaya çalışır o sesi… Fakat her doğum böyle değimlidir zaten; ağrılı ve sancılı… Kendinden asıl özünü bulup çıkarmak, yeniden doğmaktır. Belki de ilk defa o an doğmaktır...

Go to top